Logo Background RSS

Adsense

MoMA’da bir gün gezmek

Kategori: makaleler on Şubat 18th, 2010
  • New York 53. caddede soğuğa aldırmadan bekleşen kalabalığı görünce “işte medeniyet kuyruğu!” diye geçiriyorum içimden. Museum of Modern Art’ı (MoMA) gezmek için daha müzenin kapılarının bile açılmadığı bir saatte oluşan bu kalabalık, bana bir kez daha sanatın hayatlarımıza kattığı anlamı düşündürüyor…

    TIM BURTON
    Dört ayrı sergiye ev sahipliği yapıyor MoMA. Girişteki izdihama sebep olan serginin Tim Burton’a ait olduğunu tahmin ediyorum. Tim Burton’ı tanımayan var mı? Filmleri arasında ‘Charlie’s Chocolate Factory’, ‘Batman Returns’, ‘Beetlejuice’, ‘Edward Scissorhands’, ‘The Nightmare Before Christmas’, ‘Ed Wood’ var. 1958 doğumlu Burton, tüm dünyada yeni bir neslin film, video ve grafik sanatçılarına ilham kaynağı olmuş, Hollywood tarzı film yapımcılığının bambaşka bir boyuta geçişini gerçekleştirmiş çok önemli bir isim.
    Burton’ın sergisine sipsivri dişli kocaman bir yaratığın ağzından giriyorum. Daha önce gün ışığına çıkmamış 700 desen, resimler, fotoğraflar, filmlerinden maketler, kuklalar ve kostümler sanatçının gençlik yıllarından bugüne yaratıcılık serüveninin çeşitliliğini ve özgünlüğünü gözler önüne seriyor. Onun dünyasının uçsuz bucaksız köşelerinde hayretle geziniyorum. Açılalı neredeyse üç ay olan sergiye azalmadan devam eden ilgi boşuna değil. Tim Burton hayranı olmayanları bile etkileyebilecek bir sergi bu. Keşke çocuklarım da bu sergiyi görebilselerdi! Sanırım yakında gösterime girecek ‘Alice In Wonderland’i izlemekle yetinecekler.

    GABRIEL OROZCO
    Müzenin daha sakin gezilebilen altıncı katındayım. Aslında Meksikalı Gabriel Orozco’nun işlerini görmek beni daha çok ilgilendiriyor. Keşfetmeyen ama keşfedileni yepyeni bir şekle sokarak izleyiciyi düşündürebilen bir sanatçı Orozco. Salonun girişinde Chichago’da yıkım halindeki bir binadan sökülmüş bir asansör duruyor. İçine girilebilen ama hiçbir kata servis veremeyen ‘Elevator’, Yunanlı ünlü koleksiyoner Dakis Joannou’nun asansörü artık.
    İçeriye girdiğimde ilk dikkatimi çeken fil ayağına daha yakından bakmak istiyorum. ‘Eyes Under Elephant Foot’, adından da anlaşıldığı gibi tabanına cam gözler gömülü koca bir fil ayağı. Çok şükür ki bu sadece fil ayağına benzeyen bir tür kaktüs, ‘pata de elefante’. Ortada sergilenen 1960′ların bir Citroen’i beni güldürüyor. Arabanın ortasından üçte birlik bölüm kesilip çıkartılarak tekrar birleştirilmiş. Sanki motorsuz ‘Modified Citroen DS’ kendisini çalıştıracak başka bir türün canlısını bekliyormuş gibi öylece duruyor. Ai Wei Wei’nin 2003′te 43 bisikletle yaptığı ‘Forever’ adlı eserine esin kaynağı olduğunu düşündüren dört bisiklet de ilginç. Oturma seleleri yok, birbirileriyle iç içe geçmişler ve yerçekimi onları garip bir şekilde heykelleştirmiş. Orozco’nun hafızamdaki en tanıdık imgesi 1997 yapımı siyah-beyaz damalı kafatası ‘Black Kites’ ise, Damien Hirst’ün 2007′de, 15 milyon dolarlık pırlantalarla bezediği ‘For The Love of God’ adlı kafatasından çok daha etkileyici. Orozco, 1994′te New York’ta ilk sergisini açtığı Marian Goodman’da yoğurt kapaklarıyla alelade görünen nesneleri sanatın diliyle yorumlayacağının ipuçlarını vermişti. İşte o kapaklar ve 1993 Venedik Bienali’nde sergilenen ‘Empty Shoe Box’ da burada sergileniyor.
    ‘Mobile Matrix’ adlı balina iskeletinin altından geçerken, Orozco’nun desenleri, resimleri, fotoğrafları, heykelleri ve enstalasyonlarıyla, 1990′larda çıkış yapmış en özgün sanatçılardan birisi olduğu görüşüne kesinlikle katılıyorum.
    MoMA’daki günüm Monet’nin nilüferleri ve Bauhaus döneminin ele alındığı sergilerle son buluyor. 14 Mart’ta açılacak Marina Abramovic sergisini görebilmek için ise MoMA’yı tekrar ziyaret edebilmeyi hayal ediyorum…




Yorum Yap