Logo Background RSS

Adsense

Muhafazakâr çelişki mi demokratik tutarlılık mı?

Kategori: makaleler on Şubat 18th, 2010
  • ÖZEN Yula’nın yazdığı, Aslı Atasoy’un prodüktörlüğünü yaptığı “Yala ama Yutma” adlı oyun bir dizi maceradan geçti. Basında oyun hakkında bir dizi olumsuz yargı yer alınca ve mekân da aynı tarihlerde mühürlenince, tüm ekipte, “Acaba yapılan tezvirat nedeniyle mi mekân kapatıldı?” şüphesi oluştu. Aslı Atasoy’la, yönetmen Kutluğ Ataman ile gerçekleştirdiğimiz bir proje dolayısıyla tanışıyorduk. Talep üzerine iki tarafın bir araya gelmesi için devreye girdim. Sonuçta ve özetle Beyoğlu Belediyesi’nin oyun hakkında olumsuz bir yargı taşımadığı, hatta belediyeye ait bir ajandada oyunun reklamının bile yapılmış bulunduğu, Kumbaracı50 adlı mekânın ruhsat başvurusundan sonra gidermesi gereken yangın merdiveni sorununu çözmediği için mühürlendiği konusu aydınlığa kavuştu. Ahmet Misbah Demircan, yapılan yayınlarla ilgilenmediği, mekânın eksiklikler tamamlanır tamamlanmaz açılabileceği ve oyunun ilan edilen tarihte sahne alabileceği konusunda yeterince açık konuştu.
    Gelinen noktada, aldığım mail’lerde ve internet sitelerinde gördüğüm okur yorumlarında şimdi de benim dindarlığımın ve muhafazakârlığımın sorgulandığına şahit olmaktayım. “Muhafazakâr çelişki” gibi ifadeler kullanılıyor, garipsemiyorum, bilakis muhafazakârlıkla demokrasinin ne kadar örtüştüğü meselesini biraz daha açmak için bir vesiledir bu sorgulama.
    Ben “demokrasi” diyorum, “yasakların olabildiğince az, özgürlüğün olabildiğince çok” olmasını istiyorum, bunun gereğini yaptığımı düşünüyorum. “Dindarlık, başka hayat görüşlerinin, hayat tarzlarının ve bu arada sanatsal görüngülerin üzerine kapanıp onu boğacak, yok edecek bir duruş değildir” diyorum, onun gereğini yaptığımı düşünüyorum. “Din, anlamlı bir hayat sürebilmemiz için gerekli yolları gösterir, ama hiç ummadığımız hakikat algıları da bizleri hiç ummadığımız kadar zenginleştirebilir, bir görelim, öyle karar verelim” diyorum, bunun gereğini yapıyorum.

    TOPLUMSAL MUTABAKAT

    Elbette demokrasi ve düşünce özgürlüğü, kimseye toplumun değer yargılarıyla alay etmek, dini değerleri aşağılamak hakkı vermez. İyi hoş, fakat bu yargının bir yumuşak karnı var: Neyin alay, neyin aşağılama içerdiğinin “göreceli” olduğu, buna kimin karar vereceği noktası. Burada “toplumsal mutabakat” kavramı yol gösterici olabilir. Fakat toplum homojen olmadığı gibi, toplumsal mutabakatın ölçümü de öyle kolayca yapılabilecek bir şey değildir. Her konu ve olay için hemen ortaya bir sandık koyamayız, dört yılda bir kurulan sandıklardan çıkan sonuçları da bütün hayat tarzlarını, görüş ayrılıklarını bir noktada eşitleyecek, törpüleyecek bir irade beyanı olarak göremeyiz.
    Dahası sanattan bahsettiğimizde iş daha da zordur. Hayal kurmak, olmayacak disiplinleri iç içe geçirmek, bağlantısız gibi görünen olgular arasında bir bağlantı kurmak, düz mantık önermelerinin dışında kalan görme biçimlerini araştırmak sanatın olağan ilgi alanıdır. Sanat üretimine, bir siyasetçinin argümanlarına baktığımız gibi bakamayız.
    Nice sanat eseri vardır ki, bir muhafazakârın, bir dindarın düşünce örüntüsüne “uygun” bir dizge içinde alabildiğine “ateist”tir ve hatta dini düşünceye saldırı içerir; nice sanat eseri vardır ki, alabildiğine dünyevi ve hatta süfli diyebileceğimiz bir olay, tasvir ve soyutlama üzerinden “yaratıcıya övgü” düzer, “bir amaç için yaratıldığımızı” hissettirmeye çalışır. Sanata siyasete bakar gibi bakmak, ne yazık ki muhafazakâr kesimi verdiğim örneklerden ilkine sahip çıkmaya, ikincisine karşı çıkmaya itmiştir çoğunlukla. Asıl çelişki budur.
    Öte yandan demokrasi, yüksek entelektüel birikimden ya da sanattan ve felsefeden süzülüp geliyor diye, onu yekten kabullenme ve “dokunulamaz” sayma vehmini paylaşmamızı da gerektirmez. Yasakçılığı savunmadan, fikir beyanında bulunmak sözgelimi “Bu oyun ahlaki değerlere aykırıdır” demek demokrasiye saldırı değil, demokratik bir hakkı kullanmaktır. Nitekim yakın zamanlarda ben de “Batman’da tango dersi almak, özgürlük mücadelesi içinde olan genç kızlar için doğru bir adres olmayabilir” demiştim. Yine derim.
    Yasağı savunmak ve hoşlanmadığımız şeylerin bir an önce son bulmasını buyurgan bir tavırla talep etmek ayrı şeydir; eleştirmek ve fikir beyan etmek ayrı.
    Bu anlamda muhafazakâr bir çelişki içinde değil, demokratik bir tutarlılık içinde olduğumu düşünüyorum.




Yorum Yap